Sermaye Benzeri Krediler: ‘Banco Popular’, ‘YES Bank’ ve ‘Credit Suisse’ Çöküşlerinden Dersler…
Sermaye benzeri krediler (subordinated debts) bankaların sermaye pozisyonlarını desteklemek amacıyla sağladıkları hem borç hem de sermaye özelliklerine sahip kredi veya tahvil borçlanmalarıdır. Geçmişi ABD’de demiryolu ve kanal taşımacılığı gibi bazı sektörlerde 1800’lü yıllara uzanan, borç verenlerin alacaklarının öncelikli alacaklılardan daha sonra ödenmesini kabul ettikleri (tabii ki yüksek getiri mukabilinde) borçlanmalar, Basel Komitesi’nin 1988 yılında duyurduğu Cook (Basel 1) sermaye yeterliliği rasyosunda bankanın iflası/tasfiyesi halinde mevduat ve diğer tüm borçlardan sonra, sermayeden bir önce geri ödenme şartıyla ‘katkı sermaye’ olarak dikkate alınmaya başlanmıştır. Komite’nin Basel 3 ile devreye soktuğu CoCos (Convertible Continges) olarak da bilinen, Ülkemizde de 2013 yılından itibaren mevzuatta kendine yer bulan İlave Ana Sermaye (AT1-Additional Tier One) Nitelikli Sermaye Benzeri Krediler ise banka tasfiyeye sokulmadan da tetikleyici şartlar oluştuğunda, adi hisseye/ sermayeye dönüştürebilme, faiz ödemelerinin durdurulması, banka zararının sermaye benzeri krediye mahsup edilmesi (borcun düşürülmesi) türünden, uygulaması yazması kadar kolay olmayacak, unsurlar içermektedir.
Bu yazıyı kaleme almamıza, büyük ölçüde, Sn. Tevfik Altınok’un ‘Bankacılığın En Uzun Yılı-Batan Bankaların Kısa Hikayesi’(Onon Ajans Yayıncılık, Ekim 2024) başlıklı kitabı sebep oldu. Kitaptan, özellikle 2000’li yılların başında TMSF’ye devredilen bankaların devir zararlarının hesaplanması, zararın mevduata (yabancı kaynaklara) sirayet ettiği anlaşılan bankalarda ise Hazine zararını azaltmak için zarardan sorumlu tutulan banka ortaklarının ve yönetim kurulu üyelerinin takip edilerek şahsi iflaslarının istenmesi türünden tatsız olayların Üstadı fevkalade üzdüğünü anlıyoruz. Ancak Kitapta sürpriz bir şekilde 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun ‘Zimmet’ başlıklı 160’ncı Maddesinde 2017 yılında 687 Sayılı KHK md.4 ile yapılan fıkra ilavesinin (2018 yılında kanunlaşmıştır) istenmeyen sorunları çözdüğü yönünde bir algı oluşturulduğu da görülüyor. Üstadın iyi niyetli yaklaşım ve yorumuna sempati duymakla birlikte, Kanunun ‘Zimmet’ maddesinde yapılan ilavenin mevcut durumda hiç bir değişiklik yaratmayacağı ve eğer varsa hiç bir sorunu da çözemeyeceği kanaatinde olduğumuzu belirtelim. Zira yapılan değişiklikte zimmet sayılmayacağı belirtilen işlemlerin zimmet sayılmaması için, kanunda bunlar zimmet sayılmaz diye yazmaya zaten gerek bulunmamaktadır (veya bulunmaması gerekirdi, bunlar yazılmadığı için zarar gören olmuşsa da durum kuşkusuz vahimdir). Üstelik Bankacılık Kanunu’nun ‘Zimmet’ başlıklı 160’ncı maddesi maddesi dışında Kanun’un ‘Banka kaynaklarının istismarı’ başlıklı 108’inci maddesi, ‘Şahsi sorumluluk’ başlıklı 110’uncu Maddesi ve ‘Sorumluluk davalarına ilişkin istisnai yetkiler’ başlıklı 133’üncü Maddesi başta olmak üzere bankacılık lisansı kaldırılan ve/veya Fona devredilen bankaların ortak ve yöneticilerini, dönemin pisikolojisine de uygun bir şekilde potansiyel birer suçlu (belki de birer halk düşmanı) olarak gören ve ortaya çıkacak zararı olağandışı yetkilerle tahsil etmeye odaklı pek çok maddesi hala yerli yerinde dururken, ‘geçmiş geçmişte kalmıştır’ türünden gereksiz bir iyimserliğe kapılmak zaten doğru da değildir.
Bununla birlikte 25 yıl öncesine göre Hazine veya banka zararı veya sorumluluk isnat ve hesaplamalarında, hatta açılabilecek dava ve dava çeşitliliğinde, fark yaratabileceğini düşündüğümüz en önemli değişiklik, o yıllarda ülkemizde henüz uygulaması olmayan ve asli amacı banka çöküşleri sebebiyle Hazineye, mevduat sigorta kurumlarına (esasen ülkelerin vergi mükelleflerine) sirayet edebilecek zararları sınırlamak olan sermaye benzeri kredilerin sektörde yaygınlaşmış olmasıdır. Üstelik, yukarıda belirttiğimiz üzere Basel 3 düzenlemeleri ile sermaye benzeri krediler çok daha kompleks hale getirilmiş, önceden sermaye benzeri krediler sadece ‘iflas veya tasfiye sermayesinin’ bir unsuru iken İlave Ana Sermaye Benzeri Krediler ‘faaliyet sermayesinin’ de bir bileşeni haline getirilmiştir. Katkı Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Krediler ise hem ‘katkı sermaye’ olarak, hem de ülkemizde henüz uygulaması olmayan ‘zarar karşılama kapasitesi’ kapsamında yaygın biçimde kullanılmaya devam etmektedir. Keza sermaye benzeri kredilerdeki asıl amaç banka zararlarının yüksek getiri peşinde koşan yatırımcılara aktarılması (vergi mükelleflerinin korunması) olmakla birlikte, kamu kurumlarınca/fonlarınca veya hakim banka hissedarlarınca banka yapılandırılmalarında veya sermaye yeterliliği oranlarını desteklemek için kullanımları da hayli yaygındır (zira bankacılıkta kamu zararını sınırlamanın, vergi mükelleflerini korumanın yolu bazen de bankayı yaşatmaktan geçmektedir). Nitekim hafızamız bizi yanıltmıyorsa ülkemizde ilk sermaye benzeri kredi, bankaları sermayelendirme programı kapsamında (sermaye yeterliliği oranını eşiğin üzerine çıkarmak için) 2002 yılında TMSF tarafından bir kamu bankasına sağlanmıştır. Günümüzde ise bankalarımız uluslararası piyasadan hem ‘katkı sermaye nitelikli’ hem de ‘ilave ana sermaye nitelikli’ tahvil ihraçlarıyla rahatlıkla borçlanmaktadırlar.
Sermaye benzeri krediler ve işlevleri için ihtiyaç duyanların öncelikle bloğumuzdaki ‘Basel 3 faaliyet sermayesini tasfiye (defin) sermayesinden ayırıyor’ başlıklı yazımızı okumaları yararlı olacaktır. Bu yazımızda ise özellikle sözleşme (ve mevzuatla) belirlenmiş tetikleyicilere bağlı olarak adi sermayeye/hisseye dönüşme, faiz ödemelerini durdurma, zarara mahsup suretiyle borcu azaltma gibi yönetmesi çok daha kompleks unsurlar içeren Basel 3 uyumlu İlave Ana Sermaye Nitelikli Krediler’in barındırdığı risklere, Avrupa başta olmak üzere Banka Denetim Otoritelerini, Banka Yöneticilerini ve Bağımsız Denetim Firmaları’nı çok sayıda ceza ve hukuk davası ile karşı karşıya bırakan, zarar tazmin/mahsup örneklerini de dikkate alarak, ışık tutmaya çalışacağız. Anlaşılacağı üzere konu geniş bir kesimi ilgilendiriyor.
Bankalar faaliyet gösterirken veya tasfiyeye sokulduklarında ortaya çıkabilecek muhasebe zararları karşılayabilecek temel üç muhasebe kalemi bulunmaktadır (Bunlardan son ikisi 2000’li yılların başında sektörde yaşanan kaotik temizlikte ülkemizde henüz mevcut değildi).
1) Bankanın özkaynakları (Ödenmiş Sermaye+Yedek Akçeler+Dönem veya Geçmiş Yıllar Kar (Zararı)
2) İlave Ana Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Krediler,
3) Katkı Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Krediler
Banka tasfiyeye sokulduğunda sermaye benzeri krediler hariç tüm borçlar ödendikten sonra eğer tasfiye karı ortaya çıkmışsa geri ödeme/itfa aşağıdaki öncelik sıralamasına göre yapılacaktır.
1) Katkı Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Kredi Alacaklıları
2) İlave Ana Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Kredi Alacaklıları
3) Banka Hissedarları
Yukarıdaki öncelik sıralaması bankanın lisansının kaldırılıp tasfiyeye sokulması halinde geçerli olup ulusal veya uluslararası belge ve dokümanlarda (örneğin Basel Komitesi, EU, US, UK ve TR) tasfiye halinde Katkı Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Kredilerin, İlave Ana Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri kredilere göre geri ödeme açısından öncelikli oldukları, dolayısıyla tasfiye zararını karşılama açısından tersinin geçerli olduğu teyid edilmektedir. Tasfiye halinde ortaya çıkacak zarar ilk önce banka hissedarları, daha sonra İlave Ana Sermaye Benzeri Kredi Alacaklıları ve nihayet Katkı Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Kredi Alacaklıları tarafından karşılanacaktır.
Banka faaliyet gösterirken ortaya çıkan zararların karşılanma sırası ise fevkalade karışıktır. Zira Çekirdek Sermaye Yeterlili Oranının %5.125’e inince İlave Ana Sermaye Benzeri Kredilerin zarar karşılamak için devreye girdiği bir yapı sözkonusudur. Dolayısıyla banka tasfiyeye sokulmadığı müddetçe; Çekirdek Sermaye Yeterliliği Oranı %5,125’e düşünceye kadar banka zararı mevcut özkaynaklarla, %5.125’in altına indiği andan itibaren de İlave Ana Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Kredilerle karşılanacaktır. Çekirdek Sermaye Yeterliliği Oranı %5,125’e indiği noktada sözkonusu kredi/tahvil alacaklılarına dönemsel faiz ödemelerinin durdurulması gerekmekte, Çekirdek Sermaye Yeterliliği %5.125’ten aşağı düştükçe ortaya çıkan zararın İlave Ana Sermaye Nitelikli Krediye mahsubu (kredi veya tahvillerin değerinin düşürülmesi suretiyle) Çekirdek Sermaye Yeterliliği Oranı’nın %5.125’e yükseltilmesi gerekmektedir. Ödemesi pas geçen dönemsel faizlerin kredi/tahvil alacaklılarınca herhangi bir gerekçeyle (sermaye yeterliliğinin/karın yükselmesi vb) sonradan talep edilmesi mümkün değildir. Buna mukabil değeri azaltılan kredi/tahvillerin finansal iyileşmeye bağlı olarak sonradan değerlerinin kısmen veya tamamen artırılması, talep halinde mevcut hissedarların (genel kurulun) onaylanması kaydıyla kredi/tahvil bakiyelerinin sermayeye dönüştürülmesi mümkündür.
AT1 nitelikli sermaye benzeri krediler, katkı sermaye nitelikli kredilerin aksine başlangıç vadesine sahip olmadıklarından, banka denetim otoritesinin onayı olmadan geri ödenemez/itfa edilemezler. Esasen tüm sermaye benzeri kredilerde özellikle erken geri ödeme/itfa en nihayetinde ülke hazinesi lehine düzenlenmiş bir zarar tazmin poliçesinin iptali anlamına geleceğinden, sorumluluğu hayli ağır olabilecek bu kararı verme yetkisi sadece ülkelerin banka denetim otoritelerine tanınmıştır. Denetim otoriteleri lisans iptali, tasfiye, iflas veya yaptıkları denetimlerde banka zararının özkaynakları aştığını tespit gibi durumlarda sözkonusu kredileri hesapladıkları banka zararlarına doğrudan mahsup edip borcu kayıtlardan silme yetkisine de sahiptir. Keza denetim otoritelerinin İlave Ana Sermaye Benzeri Kredilerde, Çekirdek Sermaye Yeterliliği Oranını’nın %5,125’e indiğini veya ineceğini herhangi bir şekilde tespit ettiklerinde duruma müdahil olmaları görev ve yetkilerinin bir gereğidir (Avrupa Merkez Bankasının kupon ödemelerini veto ettiği örnekler de mevcuttur).
Ülkemizde sermaye benzeri kredilerle ilgili BDDK düzenlemeleri 2013 tarihli “Bankaların Özkaynaklarına İlişkin Yönetmelik” ve 2018 tarihli “Bankaların Özkaynak Hesaplamasına Dahil Edilecek Borçlanma Araçlarına İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ” de yeralmaktadır. Yönetmeliğin 7/1(j) ve 8/1(ğ) maddelerine göre her iki tip sermaye benzeri kredi de “Maruz kaldığı zararlar nedeniyle Kanunun 71 inci maddesi çerçevesinde bankanın faaliyet izninin kaldırılması veya Fona devredilmesi ihtimalinin belirmesi halinde; Kurulun bu yönde alacağı karara istinaden söz konusu zarara mahsuben kayıtlardan silinebilmeli veya hisse senedine dönüştürülebilmelidir.” BDDK’nın Katkı Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Kredilerde de ‘hisse senedine dönüştürme’ gibi bir imkanın mevcut olmasını istemesi, çok değişik senaryoların çalışıldığı izlenimi bırakmaktadır. Ayrıca İlave Ana Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Krediler, Fona devir veya lisans iptali kararlarının verilmesinde anahtar durumunda olan ‘zararın yabancı kaynaklara sirayet edip etmediğine yönelik hesaplamalarda yabancı kaynak olarak dikkate alınmayacaktır. Bu husus Yönertmeliğin 7/7’nci maddesinde “….Kanunun 71 inci maddesinin uygulanmasında bankanın yükümlülükleri arasında dikkate alınmaz.” denilmek suretiyle belirtilmiştir. Katkı Sermaye Nitelikli Krediler için böyle bir açıklamaya gerek görülmemiştir.
Ana Sermaye Nitelikli Kredilerin/Tahvillerin hisse denedine dönüştürülmesi veya zarara mahsup edilmelerine ilişkin örnek sayısı hayli sınırlı, ancak ders çıkarmak için fazlasıyla yeterlidir. AT1 tahvillerin kupon ödemelerinin durdurulması ve akabinde hisse senedine dönüştürülmesi için verebileceğimiz bir örnek Yunanistan’da Piraeus Bank’a Helen Finansal İstikrar Fonu tarafından verilen 2,04 milyar Euro Basel 3 uyumlu sermaye benzeri kredinin, 2020 yılında Avrupa Merkez Bankası’nın kupon ödemesini veto etmesi sebebiyle hisseye dönüştürülmesidir. 2016 yılında Almanya’da Deutsche Bank’ın çekirdek sermaye yeterliliği rasyosunun tetikleyici seviyeye yaklaşması üzerine AT1 nitelikli tahvil kupon ödemelerini yapmayacağı söylentisi çıkmış, tahvillerin piyasa değerinde %20-25 düşüş gerçekleşmiştir. Ancak Deutsche Bank ödemeleri yapacak rezerv ve kapasiteye sahip olduğunu açıklamış Avrupa Merkez Bankası da bu açıklamayı teyit etmiştir.
Bizim bu yazıda kısaca irdelemek istediğimiz, çok boyutlu ihtilafa yol açan örnekler, Basel 3 uyumlu sermaye benzeri kredilerin tamamıyla zarara mahsup edildiği Banco Popular (İspanya), YES Bank (Hindistan) ve Credit Suisse (İsviçre) vakalarıdır. Banka ve tasfiye sayısı çok fazla olan ABD’den neden hiç örnek bulunmadığını merak eden okuyucular için, Basel 3 uyumlu (tetikleyiciye bağlı idari müdahalelere tabi) sermaye benzeri kredilerin ABD’de kullanılamadığını belirtelim. Esasen ABD’de bu kredilere/tahvillere ödenen faizler kanunen kabul edilmeyen gider niteliğinde olup bu enstrümanlar yerine klasik hisse senedine dönüştürülebilir tahviller (perpetual preferred stock), AT1 olarak kabul edilmektedir. Buna mukabil Katkı Sermaye Nitelikli Sermaye Benzeri Kredilerin faiz giderlerinde vergisel bir sorun bulunmamakta ve hem ‘katkı sermaye’ hem de ‘zarar karşılama kapasitesi’ kapsamında yaygın ve hacimli olarak kullanılmaktadır. Ancak katkı sermaye nitelikli kredilerin zarara dönüşmesi, banka resmen çözümleme ve iflas sürecine girdiğinde sözkonusu olmaktadır (Washington Mutual-2008, IndyMac Bancorp-2008, Silicon Valley Bank-2023).
Banco Popular Örneği: İspanyol bankası Banco Popular Espanol S.A. Haziran 2017’de Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafından aktif kalitesindeki bozulma ve mevduat çıkışı sebebiyle çökmek üzere olduğunun tespit edilmesi üzerine, devreye Avrupa Birliğinin ‘Merkezi Çözümleme Otoritesi’ (Single Resolution Board – SRB) girmiş, Banco Popular’ın ihraç ettiği 1,35 milyar Euro tutarındaki AT1 nitelikli sermaye benzeri tahvil zarara mahsup edilirken, katkı sermaye nitelikli borçlar hisseye dönüştürülmüş, Banco Popular’ın %100 hissesi 1 Euro sembolik bedelle Banco Santander, S.A.’ya satılmıştır . Satış aşamasında Banco Santander, Banco Popular’a sermaye yeterliliğini sağlayabilmek için 7 milyar Euro sermaye koyma niyetini de beyan etmiş, 2018 yılında iki banka birleşmiştir. Ancak takip eden dönemde;
-
- İspanyol mahkemeleri Banka Popular üst yönetimi ve bağımsız denetim firması hakkında soruşturma başlatmış, AT1 alacaklıları davaya müdahil olma talebinde bulunmuştur. Bankanın özellikle 2015 ve 2016 yıllarına ait mali tablolarının gerçeği yansıtmadığı, bankayı olduğundan daha iyi gösterdiği iddia olunmaktadır. (30 Ocak 2018 tarihli Reuters haberi).
-
- Banco Popular Başkanı, 12 üst düzey yönetici ve bağımsız denetim firması yetkilileri hakkında 2016 yılındaki sermaye artırımında yatırımcıların yanlış muhase ile aldatıldığı gerekçesiyle İspanyol Yüksek Mahkemesi’nde dava açılmıştır (4 Mart 2024 tarihli Reuters haberi).
-
- AT1 alacaklıları tarafından SRB ve ECB aleyhine Avrupa Birliği mahkemelerinde, bankanın durumunun yanlış değerlendirildiği, zarara mahsup işleminin usule uygun olmadığı vb gerekçelerle açılmış pek çok dava bulunmaktadır. Ancak Birlik mahkemelerinin özellikle SRB ve ECB nin yetkilerini sorgulayan iddiaları reddettikleri görülmektedir.
YES Bank Örneği: 2003 yılında kurulan YES Bank, Hindistan‘ın en büyük özel bankalarından birisidir. Yüksek riskli kredi müşterilerine açılan kredilerle 2017-2020 döneminde hızla büyüyen banka, çok sayıda büyük kredinin temerrüde düşmesi ve mevduat çekilişi sebebiyle Mart 2020’de Hindistan Merkez Bankası (RBI) tarafından moratoryuma sokulmuştur. RBI sorunlu kredilerin doğru raporlanmadığını, NPL (takip-sorunlu kredi) rasyolarının çok düşük hesaplandığını da tespit etmiştir. Yapılandırmada bankayı ayağa kaldırmak için yaklaşık 1,1 milyar USD tutarındaki AT1 nitelikli tahviller zarara mahsup edilmiş, State Bank of India (SBI) bankaya ortak olmuştur. Ancak takip eden dönemde;
-
- Bankanın kurucularından, aynı zamanda Ocak 2019’a kadar genel müdür ve icra kurulu başkanı olarak çalışan Rana Cooper ağır finansal suçlamalarla (banka dolandırıcılığı ve kara para) 8 Mart 2020’de tutuklanmış ve hapis cezasına mahkum edilmiştir.
-
- Hindistan Menkul Kıymetler ve Borsa Otoritesi –SEBI Nisan 2021’de YES Bank özel bankacılık bölümünce AT1 nitelikli bonoların, 70, 80, 90 yaşındaki yatırımcılara güvenli, risksiz yatırım aracı olarak pazarlandığı (kurumsal yatırımcılardan bireysel yatırımcılara satışına aracılık edildiği) gerekçesiyle banka ve sorumlulara para cezası uygulamıştır.
-
- Bireysel ve kurumsal AT 1 tahvil alacaklılarının tahvillerin satın alırken aldatıldıkları, sermaye dururken kendi alacaklarının zarara mahsup edilmesinin hukuksuz olduğu iddiasıyla açtıkları davada, Ocak 2023’te Bombay Yüksek Mahkemesi AT1 nitelikli bonaların zarara mahsup kararını, büyük ölçüde usule dair sebeplerle bozmuştur. Temyiz edilen karar en üst mahkeme olan Supreme Court’a taşınmıştır. Anlaşıldığı kadarıyla dava hala derdesttir.
Credit Suisse Örneği: İsviçre’nin en büyük iki bankasından birisi olan ve yıllardır sorunlu olduğu bilinen Credit Suisse, ana hissedarlardan Saudi National Bank’ın daha fazla destek olamayacağını açıklamasıyla, İsviçre banka denetim otoritesi FINMA’nın onayıyla, diğer en büyük banka United Bank of Switzerland (UBS) tarafından satın alınarak sistem dışına çıkarılmıştır (19 Mart 2023). Credit Suisse hissedarlarına 3 milyar CHF tutarında UBS hissesi verilmiş, buna mukabil 16 milyar CHF’yi aşan AT1 nitelikli tahvil, sıra dışı hükümet desteği (tetikleyici) sebep gösterilerek zarara mahsup edilmiştir. Mevcut hissedarların kısmen de olsa korunup, zarar mahsubuna AT1 nitelikli tahvillerden başlanması piyasada büyük dalgalanmalara sebep olmuş, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık 24 saat içinde yaptıkları açıklamalar ile EU ve UK mevzuat ve uygulamalarının İsviçre’den farklı olduğunu, banka çözümlemelerinde zarar mahsubuna sermayeden başlanıp, AT1 ile devam edileceğini teyit etmişlerdir (20 Mart 2023). Devam eden süreçte; Credit Suisse hissedarları ve zarara mahsup edilen AT1 tahvil alacaklıları İsviçre ve ABD mahkemelerinde Credit Suisse yöneticileri, bağımsız denetim firmaları ve FINMA aleyhine çok sayıda dava açmışlardır. Örneğin;
– DiCello Levitt ve Pomerantz Hukuk Firmaları tarafından 2023 yılında AT1 tahvil alacaklıları lehine ABD New York ve New Jersey mahkemelerinde açılan davalarda Credit Suisse yöneticilerinin bankanın finansal durumunu gizleyerek veya olduğundan daha iyi göstererek yatırımcıları yanılttıkları iddia edilmiştir.
– Pomeranz LLT tarafından ABD Güney New York mahkemesinde Core Capital Partners Ltd ve zarar gören diğer AT1 tahvil alacaklıları lehine açılan benzeri bir davada Credit Suisse, bankanın üst yöneticileri ve bankanın son dönem bağımsız denetçisi birlikte dava edilmiştir. Aynı mahkemede Bottini&Bottini Inc. tarafından Credit Suisse hissedarları lehine açılan bir davada ise Credit Suisse ve yetkilileri ile birlikte bankanın bir önceki bağımsız denetçisi de dava edilmiştir. Kahn Swick&Foti LLC tarafından Credit Suisse hissedarları lehine açılan davada ise mahkeme son bağımsız denetçi ile ilgili iddiaları ‘sahtekarlık için gerekli motif ve fırsata sahip olduğu ispatlanamadığından’ reddetmiştir. Denetim ücreti motivasyon için yeterli görülmemiştir.
-
- ABD New York’ta 2024 yılında İsviçre Devleti aleyhine, AT1 alacaklılarınca 370 milyon Dolarlık zararlarının tazmini için açılan bir davada ise Mahkeme ‘egemenlik ilkesi’ çerçevesinde ret kararı vermiştir.
-
- İsviçre Federal İdari Mahkemesi’ne üçbinden fazla davacı tarafından FINMA aleyhine açılan davada zarara mahsubunun hukuksuz olduğu iddia edilerek kararın kaldırılması (eskiye dönüş) talep edilmiştir. Mahkeme 16.5 milyar CHF tutarındaki AT1 zarara mahsubunu hukuksuz bulmuştur. Karar temyize açıktır. Haber UBS hisselerinin %3.5 düşmesine sebep olmuştur (14 Ekim 2025 tarihli Reuters haberi).
Yukarıda kısaca göz attığımız örnekler çerçevesinde aşağıdaki tespitleri yapmak mümkündür:
1) Basel Komitesi’nin AT1 Nitelikli Sermaye Benzeri Krediler ile ilgili tasarladığı kompleks yapının sorunsuz çalışması ancak banka yöneticileri, banka denetim otoriteleri ve bağımsız denetim firmalarının kusursuz çalıştıkları, ilaveten AT1 nitelikli enstrümanları satın alan yatırımcıların hem ‘nitelikli’ hem de ‘iyi niyetli’ olmaları halinde mümkündür.
2) AT1 nitelikli kredilerin zarara mahsup edildiği örneklerden, yatırımcıların zararlarını azaltmak için her yolu deneyecekleri anlaşılmaktadır. Eğer ‘banka’, ‘denetim otoritesi’ ve ‘bağımsız denetim’ üçgeninde bariz bir kusur yoksa, yüksek getiri için aldığı risklerin farkında olan iyi niyetli yatırımcıların faiz ödemelerinin durdurulması veya ana paranın zarara mahsubu türünden aksiyonları kabul etmemeleri için sebep yoktur.
3) AT 1 yatırımcılarının satın aldıkları tahvillerin içerdiği riskleri bilmedikleri, banka zararlarının oluşmasında bir kusurlarının olmadığı türünden (bazıları aslında ileri sürülememesi gereken) iddialar bir tarafa bırakıldığında, AT1 nitelikli yatırımcılarının ileri sürebilecekleri ilk sav AT1 tahvillerinin pazarlanması aşamasında bankanın mali durumu hakkında yanıltıldıkları, denetlenmiş mali tabloların gerçeği yansıtmadığı olacaktır. Ki bu iddiaların yukarıda bahsettiğimiz üçgendeki tüm taraflara ayrı ayrı veya birlikte yöneltilmesi mümkündür. Esasen, sermaye benzeri borçlanmalar denetim otoritesinin izin ve onayıyla yapıldığına, denetim otoritesi de bilerek ve isteyerek böyle bir hadiseye göz yummayacağına göre, satın alma evresiyle ilgili butürden savların ispatlanması esasen hayli güç olacaktır.
4) Satın alma evresinden sonra en kritik husus, yatırımcıların banka mali durumunu ve sermaye yeterliliğini sağlıklı bir şekilde izleyebilmeleridir. Bunun aracı da devresel olarak kendilerine sunulan bağımsız denetimden geçmiş mali tablo, dipnot ve açıklamalarıdır. Yatırımcıların, banka mali durumu ve sermaye yeterliliği ile ilgili doğru fikir sahibi olmaları, geleceğe yönelik çıkarımlarda bulunmaları, örneğin alacaklarının hisseye dönüştürülmesi türünden talepleri zamanında gündeme getirebilmeleri bu süreçte zaafiyet olmamamasına bağlıdır. Bu sürecin sorumluluğu üçgendeki taraflardan sadece bir veya ikisine yüklenemeyek kadar kapsamlı bir o kadar da karmaşıktır.
5) Özellikle AT 1 nitelikli kredilerde Çekirdek Sermaye Yeterliliği’nin faiz ödemelerinin durdurulmasını gerektiren tetikleyici seviyeye inip inmediğinin tespiti, durumun mali tablolara yansıması, dış denetimden geçmesi ve yatırımcıların bilgi sahibi olması ayları bulacak gecikmemelerle sözkonusu olabilir. Bu süreç uzar, denetim otoritesi de veto etmezse, yatırımcılara aslında ödenmemesi gereken faiz ödemeleri yapılacak, akabinde de değer azaltma (zarar mahsup) işlemlerinde gecikme kaçınılmaz olacaktır.
6) Banka yönetiminin tetikleyici seviyeye inildiğinde çok hızlı bir şekilde denetim otoritesiyle koordinasyon içinde gerekli aksiyonları alması elzemdir. Bu yapıldığında zarar mahsubuna AT1 kredilerden başlanacak ve mevcut banka hissedarları korunabilecektir. Savsaklama neticesinde denetim otoritesi devreye girip ‘çözümleme’ veya ‘bankacılık lisansının kaldırılması’sözkonusu olursa, zarar mahsubu sermayeden başlayacaktır. Bu anlamda ortadan kaldırılan bankanın hissedarlarını koruyan FINMA uygulamasının, İsviçre mevzuatına uygun olsa bile, çok adaletli olmadığını düşünüyoruz. Bankanın denetim otoritesi tarafından yapılandırılması, yapılandırılmış haliyle faaliyetine devam etmesine izin verilmesi halinde ise zarar mahsubuna yine AT1 nitelikli kredilerden başlanması gerektiğini düşünüyoruz. Zira nihayetinde banka yönetimi tarafından da alınabilecek bir aksiyon, ya savsaklama ya da koordinasyon sebebiyle denetim otoritesi ile birlikte uygulanmaktadır. Ancak sıralama nasıl olursa olsun sonuçta ihtilaflardan kaçınmak, nerdeyse imkansız gözükmektedir.
Bu vesile ile gelecek hafta 102’nci yılını kutlayacağımız Cumhuriyetimizin kurucularını, başta büyük önder Atatürk olmak üzere rahmet ve minnetle anıyor, Cumhuriyet bayramınızı tebrik ediyorum.
Yasal Uyarı: Bloğumuzda yayınladığımız yazıların öncelikli amacı, ‘Bankacılıkta Risk ve Sermaye Yönetimi’ isimli kitabımızın okuyucularına kitapta irdelenen konularla ilgili daha kapsamlı ve gerektiğinde daha güncel bilgi sunmaktır. Yazılarımızda yeralan tespit ve değerlendirmeler şahsımız dışında hiçbir kişi veya kurumu bağlamaz. Yatırımcılar, yazılarımızda yeralan bilgi, tespit ve değerlendirmelerden hareket ederek para veya sermaye piyasalarında pozisyon aldıklarını iddia edemezler. Yatırım danışmanlığı ile iştigal edenler, yatırımcıları yönlendirici mahiyette tavsiyelerde bulunanlar, yazılarımızdan, kaynak göstermek suretiyle dahi alıntı yapamazlar.