Karşı Taraf Kredi Riski düzenlemeleri neden karmaşık?

Sermaye yeterliliği düzenlemelerinin en kompleks bileşeni kuşkusuz karşı taraf kredi riski (KTKR) düzenlemeleridir. Küresel krizden sonra Basel Komitesi tarafından geliştirilen yeni standart yaklaşım (SA-CCR) muhtemelen Komite’nin bugüne kadar yaptığı en teknik düzenleme. KTKR ölçümünde kullanılacak yeni standart yaklaşımın ülkemizde de 2020 (veya en geç 2021) yılında yürürlüğe girmesi bekleniyor. BDDK KTKR yeni standart yaklaşım yöntemi için yayımladığı taslak metinde SYY-KTKR kısaltmasını kullanıyor. Bankalarımız da yeni standart yöntemle ilgili sayısal etki çalışmalarını BDDK’ya raporluyor.

Konu ile teknik düzeyde uğraşan uzmanların herhangi bir sıkıntı çektiklerini düşünmemekle birlikte aşağıda sıraladığımız temel nitelikteki bazı bilgilerin KTKR düzenlemelerinin daha iyi anlaşılmasında veya yorumlanmasında kolaylık sağlayacağını umuyoruz.

1) Sermaye yeterliliği düzenlemelerinde Kredi Riski bileşeni borçlunun temerrüdü halinde ortaya çıkacak beklenmeyen kayıplar için sermaye tutulmasını hedefler ve aslında KTKR kapsamına giren işlemleri de kapsar. KKTR kapsamına giren işlemlerin (örneğin türev sözleşmelerin) diğer kredi işlemlerinden farkı, hem bankanın hem de karşı tarafın karşılıklı olarak borç veya yükümlülük altına girmeleri veya hak veya alacak sahibi olmalarıdır.

2) İki tarafın karşılıklı olarak çok değişik nitelikteki enstrümanlara ilişkin hak-yükümlülük, borç- alacak- teminat ilişkisine gir(ebil)dikleri KTKR kapsamındaki işlemlerde temel sorun, karşı tarafın temerrüdü halinde kredi riski ağırlıklarının tatbik edileceği risk tutarının (Temerrüt Halinde Risk- EAD) belirlenmesidir. Dolayısıyla KTKR yöntemleri aynı tarafla girişilmiş çok sayıda işlemden oluşan bir portföyde mevcut hak-yükümlülük, borç-alacak ve teminat ilişkilerinin temerrüt halinde netleştirilmesi veya netleştirmenin mümkün olmaması hâlinde karşı taraftan talep edilecek alacak tutarını belirlemeye çalışır. Bu tutar (EAD) belirlendiğinde, genel kredi riski ağırlıkları tatbik edilmek suretiyle kredi riskine esas tutara buradan da sermaye yükümlülüğüne ulaşılır.

3) Netleştirme KTKR düzenlemelerinin en hassas noktasıdır. Hukuken icra edilebilir bir netleştirme anlaşması yoksa veya karşı tarafın mukim olduğu ülkede tasfiye netleştirmesini (close-out netting) mümkün kılan bir hukuki altyapı söz konusu değilse pozisyonların netleştirilmesi uygun olmayacaktır.

4) KTKR düzenlemeleri iki risk bileşenini tahmine çalışır. (i) Gelecekteki potansiyel kredi riski tutarı (ii) Yenileme maliyeti. Bu bileşenler kökeni sermaye piyasalarındaki geçmişi asır ötesine giden teminatlandırma (marjin) pratiği ile yakından ilgilidir. İlk bileşen sermaye piyasalarında ‘başlangıç teminatı’ (initial margin) ile güvence altına alınmaya çalışılan karşı tarafın temerrüdü halinde ortaya çıkacak risktir (pozisyonun kapatılmasına kadar geçecek sürede maruz kalınabilecek piyasa riski). İkinci bileşen pozisyonun cari piyasa fiyatına eşit olup, sermaye piyasalarında ‘değişim teminatı’ (variation margin) ile kavranmaktadır. Herhangi bir karşı tarafla olan pozisyonun tasfiye edilip yenisinin alınması için katlanılacak toplam maliyet KTKR düzenlemelerinde tahmin edilmeye çalışılan temerrüt halinde risk tutarını oluşturmaktadır.

5) KTKR hesaplamalarında halen kullanılan Gerçeğe Uygun Değer Yöntemi (CEM) Basel 1’den bu yana yürürlükte olup, tatbiki hayli kolaydır. Basel 2’de KTKR ölçümü için daha kompleks yeni bir standart yöntem (SM) geliştirilmiş , ancak yöntemin teorik olarak hatalı olduğu (risk bileşenlerinden sadece büyük olanını sermayelendirdiği) anlaşılmıştır. Basel Komitesi CEM ve SM’yi ikame etmek üzere küresel krizden sonra geliştirdiği yeni bir standart yaklaşımı (SA-CCR) Nisan 2014’de açıklamıştır. Komite tarafından 2017 yılında yürürlüğe girmesi planlanan düzenleme ülkeler tarafından gecikmeli olarak uyarlanmakta ve/Veya geçiş süreleri verilmektedir. SA-CCR, Avrupa Birliği mevzuatına da 2019 yılında dahil edilmiş ancak uygulama için iki yıllık süre tanınmıştır.

6) SA-CCR üstlendiği misyon gereği son derece kompleks bir düzenlemedir. İlginç olan ABD’de kullandırılan sub-prime kredilerin türevleştirilerek menkul kıymet formunda tüm dünyaya dilim dilim satılmasında kullanılan (dolayısıyla krizin küreselleşmesine neden olan) CDO (Teminatlandırılmış Borç Yükümlülükleri) tranşlarının bile yeni düzenlemede kendisine yer bulmuş olmasıdır. Potansiyel kredi riski tutarına ulaşılırken her bir türev grubu için ayrı ayrı hesaplanması gerekebilecek altı risk parametresi bulunmaktadır. Bu parametrelerin hesaplanma prensipleri aşağıdaki tablolarda özetlenmektedir:

7) Varsayımsal pozisyonlar üzerinden yapılan karşılaştırmalar SA-CCR’nin CEM’e göre 10 kat daha fazla KTKR sermaye yükümlülüğü çıkarabileceğini göstermektedir. SA-CCR’nin CEM’e göre daha düşük sermaye yükümlülüğü çıkardığı tek örnek kısa ve uzun pozisyonun aynı sette %100 netleştirilmesi halidir (CEM %60’dan fazla netleştirmeyi kabul etmezken SA-CCR altında %100 netleştirme mümkündür).

8) Küresel krizden sonra G-20 OTC Türev Reformu çerçevesinde karşı tarafı Merkezi Karşı Taraf Kuruluşları olan işlemlerin KTKR sermaye yükümlülüğü Sermaye Yeterliliği Yönetmeliği’nin 4 No.lu Ekinde ayrıca düzenlenmiştir. Bu düzenleme de aslında ayrı bir yazı hatta kitap konusu olacak kadar kapsamlıdır ( Kitabımızın Finansal Piyasa Altyapıları ve Merkezi Karşı Taraf Uygulaması ile ilgili bölümleri bu sebeple kaleme alınmıştır).

9) SA-CCR karşı tarafın temerrüdü halinde ortaya çıkacak sermaye yükümlülüğüne ulaşılmasında esas alınacak risk tutarının (EAD) hesaplanmasını amaçlamaktadır. Karşı tarafın temerrüt etmese bile temerrüt etme olasılıklarındaki değişikliklerin ortaya çıkardığı (KTKR’ne bağlı piyasa fiyatı değişimlerinin ve bunlara bağlı değerleme zararlarının) sermaye yükümlülüğü Komite’nin Basel 3 ile tanıttığı CVA (Kredi Değerleme Ayarlamaları -KDA) bileşeni ile ayrıca kavranmaktadır. CVA tutarını karşı taraf kredi riskinin piyasa fiyatı (pozisyonun karşı taraf kredi riskli piyasa fiyatı ile karşı taraf kredi risksiz piyasa fiyatı arasındaki fark) olarak nitelemek mümkündür. KTKR düzenlemelerindeki standart CVA (KDA) formülü doğrudan sermaye yükümlülüğü üretmektedir.

Yasal Uyarı: Bloğumuzda yayınladığımız yazıların öncelikli amacı, ‘Bankacılıkta Risk ve Sermaye Yönetimi’ isimli kitabımızın okuyucularına kitapta irdelenen konularla ilgili daha kapsamlı ve gerektiğinde daha güncel bilgi sunmaktır. Yazılarımızda yeralan tespit ve değerlendirmeler şahsımız dışında hiçbir kişi veya kurumu bağlamaz. Yatırımcılar, yazılarımızda yeralan bilgi, tespit ve değerlendirmelerden hareket ederek para veya sermaye piyasalarında pozisyon aldıklarını iddia edemezler. Yatırım danışmanlığı ile iştigal edenler, yatırımcıları yönlendirici mahiyette tavsiyelerde bulunanlar, yazılarımızdan, kaynak göstermek suretiyle dahi alıntı yapamazlar.