İçsel Likidite Yeterliliği Değerlendirme Süreci (ILAAP)

Basel Bankacılık Denetim Komitesi (BCBS), küresel krizden sonra, bankaların ‘sermaye yeterliliği’ yanında ‘likidite yeterliliği’ ile de yakından ilgilenmek zorunda kaldı. Basel 3 düzenlemelerinde bir taraftan sermayenin nitelik ve niceliği artırılmaya çalışılırken diğer taraftan, Likidite Karşılama Oranı (LCR-Liquidity Coverage Ratio)  ve Net İstikrarlı Fonlama Oranı (NSFR-Net Stable Funding Ratio) isimli iki yeni standart likidite oranı ihdas edildi. Türkiye’de de yürürlükte olan Likidite Karşılama Oranını daha önce burada ele almıştık. BDDK, NSFR ile ilgili taslağı da bir süre önce görüşe açtı.

BCBS’nin,  bankaların sermaye yeterliliği ile yetinmeyip likidite yeterliliği ile ayrıca çok yakından ilgilenmesi muhtemelen sermayenin likidite yetersizliğine derman olmayacağı veya derman olmaya yetmeyeceği düşüncesine dayanıyor. Zira Avrupa Birliği’nde küresel krizden önce (2006 yılında) ülkemizde ise 2012 yılında yürürlüğe sokulan, Basel 2 düzenlemesinin ikinci yapısal bloğu, yani İçsel Sermaye Yeterliliği Değerlendirme Süreci  (ICAAP/İSEDES)   çerçevesinde bankaların tıpkı maruz kaldıkları diğer riskler gibi likidite riskini de değerlendirip yapacakları stres testlerinin sonucuna göre, gerekli tedbirleri almaları şart  (Arşivde  iSEDES’i  açıkladığımız yazılarımız da mevcut).  Hatta,  küresel krizden sonra ‘İçsel Sermaye Yeterliliği Değerlendirme Süreci’nin,  ‘İçsel Sermaye ve Likidite Yeterliliği Değerlendirme Süreci’ne dönüştüğünü de söyleyebiliriz.

Ancak,  Avrupa Birliği Bankacılık Otoritesi ( EBA),  likidite yeterliliğine atfettiği önemi daha iyi göstermek istercesine son dönemde İçsel Likidite Yeterliliği Değerlendirme Süreci’ni (ILAAP- Internal Liquidity Adequacy Assessment Process),  İçsel Sermaye Yeterliliği Değerlendirme Süreci’ne (ICAAP- Internal Capital Adequacy Assessment Process) paralel ikinci bir süreç gibi takdim etmeye, ayrıca kavramsallaştırmaya başladı. İyi ama EBA’nın amacı ne? ILAAP’i  ayrıca kavramsallaştırmak, zaten düzenlenmiş bir alanda bankalara yüksek sesle ‘aman dikkat’ çekmek sorunları çözmeye yetecek mi?  Bu noktada sorun mu vardı ki diyecek okuyucularımız olacaktır. Evet sorun vardı. Sorun,  likidite yetersizliği probleminin eninde sonunda dayanacağı yerin sermaye yeterliliği olmasından kaynaklanıyor.

Bankalar Basel Komitesi ve ülke denetim otoritelerinin düzenlemeleri uyarınca zaten likidite stres testleri yapacaklar. Bu testlerde kriz dönemlerinde karşılaşacakları likidite açıklarının boyutunu öngörmeye ve bu açıkları gidermeye kuvvetlerinin olup olmadığını ortaya koyacaklar. Ancak sorun likidite açığının hangi maliyet ve kaynakla kapatılacağı noktasında çıkıyor. Bankalar stres (kriz) dönemlerinde likidite açığını başlıca üç şekilde kapatabilirler:

(1) Basel 3 Likidite Karşılama Oranı uyarınca satın almak zorunda kaldıkları yüksek nitelikli kıymetleri merkez bankalarına teminat verip borçlanacaklar ( ki bu halde merkez bankaları bankaları yüksek piyasa hadlerinden fonlarlarsa ortaya çıkabilecek ilave borçlanma maliyetlerinin nasıl karşılanacağı sorusunun da cevaplanması gerekir),

(2) Bankalar yukarıdaki varlıkları teminat verip borçlanmak yerine vadesinden önce satabilirler (ki bu halde yüksek piyasa hadlerinden satılan kağıtların ortaya çıkaracağı satış zararlarının nasıl karşılanacağı sorusunun da cevaplanması gerekir),

(3) Bankalar merkez bankası dışındaki kaynaklardan da stres koşullarındaki piyasa hadlerinden yüksek maliyetlerle  (teminatlı veya teminatsız) borçlanabilirler (ki bu halde de ilave fonlama maliyetinin nasıl karşılanacağı sorusunun doğal olarak cevaplanması gerekir).

Eğer bankalar, LCR ve NSFR’ye rağmen,  stres koşullarında hala likidite açığı öngörüp ilave fonlama maliyet ve satış zararları için içsel sermaye tahsis etmiyorlar, denetim otoriteleri de bankalara stres likidite fonlama maliyetleri için neden içsel sermaye tahsis etmediklerini sormuyorlarsa bunun iki temel nedeni olabilir:

(I) Ya ortalıkta büyük bir çaresizlik vardır,  yeni kavramlar üretip daha kalın kılavuzlar yayınlayarak, biz aslında çok öngörülü davranmıştık diyebilmenin hazırlıkları yapılmaktadır,

(II) Ya da denetim otoriteleri stres dönemlerinde bankaların altından kalkılamayacak fonlama maliyeti ve satış zararları ile karşılaşmayacağından emindirler, ilave maliyetlerin doğmaması veya kamuca üstlenilmesi için merkez bankaları ve ülke hazineleri ile gerekli protokoller yapılmıştır.

Avrupa’da büyük bankaların ikinci yapısal blokta (ICAAP/İSEDES) içsel sermaye tahsis ettikleri risklere ilişkin McKinsey tarafından yapılan 2011 tarihli bir araştırma,  büyük bankaların   ‘likidite riski’ için ikinci yapısal blokta içsel sermaye tahsis etmediklerini gösteriyor (McKinsey Working Papers on Risk, Number 27, May 2011). Durumun değiştiğini zannetmiyoruz. Hatta zaman içinde ‘likiditesizliğin çaresi sermaye değildir’ anlayışı daha fazla benimsenmeye başlandı. EBA’nın kolay kolay hata yapacağını sanmıyoruz ama,  İngilizlerin meşhur FSA’ini (Financial Services Authority) ve   başına gelenleri hatırlayınca,  çok da emin olamıyoruz.

 

Yasal Uyarı: Bloğumuzda yayınladığımız yazıların öncelikli amacı,  ‘Bankacılıkta Risk ve Sermaye Yönetimi’ isimli  kitabımızın okuyucularına kitapta irdelenen konularla ilgili  daha kapsamlı ve gerektiğinde daha güncel bilgi sunmaktır. Yazılarımızda   yeralan tespit ve değerlendirmeler şahsımız dışında  hiçbir kişi veya kurumu bağlamaz. Yatırımcılar, yazılarımızda yeralan bilgi, tespit ve değerlendirmelerden hareket ederek para veya sermaye piyasalarında pozisyon aldıklarını iddia edemezler. Yatırım danışmanlığı ile iştigal edenler, yatırımcıları yönlendirici mahiyette tavsiyelerde bulunanlar, yazılarımızdan, kaynak göstermek suretiyle dahi alıntı yapamazlar.